31 Mayıs 2010 Pazartesi
Güller ve Dikenleri
Bu gül azıcık adam olsa da, “bu beni seviyor, ben de buna güzel güzel kokular yayayım, tutuldukça tutulsun, aşkımla sarhoş olsun...” dese ya. Yok efendim; gül artist ya, illa diken batıracak. Yok öyle yağma, nerede görülmüş o yoğurdun bolluğu? O dikeni naparlar biliyor musun gülcüğüm? Yolum yolum yolarlar, hatta bununla da yetinmeyip senin o pek narin taç yapraklarını alemin yollarına sererler. Ne olduğunu şaşırırsın, bir sap ve iki yeşil dandik yaprakla kalırsın ortada.
Gülü sevmem; gülü bu koşullarda seveni, katlananı da sevmem. Ola ki sevdim; dikenine filan katlanamam, basar giderim.
Halbuki papatya öyle mi efendim? Papatya severim ben. Papatya öyle güle benzemez, gül gibi oynak değildir bir kere. Bir o renk, bir bu renk açmaz. Sabittir rengi; beyazdır, ortası da sarıdır. Olayı budur. Gül gibi şımarık değildir. “ben burada açmam, şartlar, şurtlar...” diye nazlanmaz. Rüzgardı, kelebekti... Taşındığı hangi yol, hangi yer varsa uyum gösterir. Yaşam enerjisi var elemanın. İçten, samimi. İçtenliği ve samimiyeti pek çok defa basit ve sıradan olarak algılansa da, bu algılayanın halt etmesidir. Bu tür bir sıradanlığın anlamı basitlik, ucuzluk, değersizlik değildir. Papatyanın hayat algısı ile alakalıdır bu.
Şimdi aslan gibi papatya varken senin havan kime gül? Yörüüü.
Öpenzi :*
26 Mayıs 2010 Çarşamba
Sobe!
Mutsuzluk peşinde bekçi düdükleri gibiyse, kovalandıkça kaçıyor ve kaçtıkça kovalanıyorsan eğer, bir nefes alma molası verdiğinde gökyüzüne bak ve inandığın her şeye şükret dostum. Bilmelisin ve anlamalısın ki, hala varsın, hala hissediyorsun fiziksel olanın dışında bir şeyleri. Kaybetmemişsin ruhunu...
Asılı kalmasın hüznün havada, al ve giy onu düğününe hazırlanan bir gelin kadar özenle ve gururla. Onu sev, onu koru. Bil ki o senin hala hissedebildiğindir ve hissedebilmek hala insan olduğunun neredeyse tek kanıtıdır bu hayatta.
Ruhun özündür. Ruhun senden kaçmışsa eğer, 20 yıl önce tırmandığın erik ağacının en yüksek dalındadır. Git al onu oradan.
Bulamadın mı?!! Saklambaç oynarken saklandığın kuytulara bak. Belki sobelemek için koşarken cebinden düşürmüşsündür bir yerlerde.
Bu kadar mı önemliydi sobelemek? Ruhunu yerlere düşürüp kırıp dökecek kadar mı önemliydi? Sobeledin de ne oldu be kızım?
O kadar önemli, o kadar değerli ise eğer, sobe!